Yine girdik derinden iyi mi?
Bir gün beni de hapse atarlar bu yazdıklarımdan dolayı, çünkü düşünüyoruz azcık, düşünmek haram (!) .
O kadar geniş bir konu hakkında ne yazarsam yazayım az kalacağı için az ve öz giriyorum efenim.
Öncelikle baskı unsurunu işleyeceğim; dinle yaşamak için, dindar olmak için, inanmak için yapılan "baskı"dan.
Bir insanın kendi beyni, kendi düşünceleri, kendi yaşantısı, ... yani kendine ait bir benliği, yada en azından benliğe sahip olma şansı varken, ebeveynler ve çevredeki varlıklar neden dünyaya yeni gelmiş bir bireyin kendi düşünmesini engeller ve yerine direk koşulsuzca, düşünmeden inanmasını ister?
Çocuğa neden henüz hiçbir şeyin farkında değilken, sizin doğru olduğuna inandığınız yargılarla hükmediyor ve onun bu baskıyla hemen kabullenmesini istiyorsunuz? Neden çocuğunuza kendi seçimini yapma hakkını, neden özgür iradesini kullanma yetisini, neden doğru ile yanlışı kendi kendine ayırma şansını vermiyorsunuz ve direk ne düşünüyorsanız onu uyguluyorsunuz?
Din konusu belki de dünyanın şu anda en hassas konularından birisi ve siz sırf geçmişte ailenizden aldığınız kültürden dolayı çocuğunuza da aynı şeyleri baskı yoluyla uygulatmaya çalışıyorsunuz. Ne biliyorsunuz? Belki çocuğunuz sizin düşündüğünüz şeyin saçma olduğunu düşünecek 18 yaşına gelince. Neden çocuğunuzun kendi aklını kullanmasını beklemeden, o kendi, çok bilmiş aklınızı kullanma zorunluluğu hissediyorsunuz?
Belki sizden daha çok tutunacak dine, belki de nefret edecek sizin o yaptığınız baskı yüzünden, ya da bir gün "kendine göre" düşününce saçma gelecek din ve sizin o baskınızdan dolayı sizden nefret edecek. Bunların olma ihtimali varken, nasıl olur da siz tek bir düşünceyi zorlayarak kabul ettirmeye çalışırsınız?
Kusura bakmayın ama, eğer bu konuda baskı gösteren bir şahıssanız, bu dünyada yaşamayı, nefes almayı bile haketmiyorsunuz. Din bu değil, eğer varsa.
Part 1 Finished /
15 Ekim 2012 Pazartesi
Toplumsallık sorunsallığı üzerine
Başlığa bakıp çok felsefi bir yazı beklemeyin amk
Daha 20 yaşındayım ulan ve ne öğrendim ki atarlı ergen modunda olup kelimeleri ezip büzerek felsefik konuşmuş gibi yapıp sonra ondan haz alıp uyuyayım?
Sen, evet okuyan sen, sen de bi bok öğrenmedin henüz
Araştırmadın, okumadın, incelemedin.
Düşünmedin, sorgulamadın, umursamadın.
Buyrulana itaat ettin, sana sunulanı kabul ettin, sisteme ayak uydurdun, kölelik çağının devamını sağladın.
Sağıldın inek gibi, koyuldun koyun gibi sürüye, her şeyini verdin, hiçbir şeyin kalmadı geriye, hiçbir şey almadın.
Ne oldu peki? Ne'sin sen şu koduğumun serüveninde, iki et 33 kemik parçasından ibaret, sadece yaşam salınımını gerçekleştiren bir sahte ruh olmak dışında?
Evet, sensin o. HİÇBİR ŞEYSİN. Ne zaman kendini bulacaksın, ne zaman geleceksin kendine, ne zaman dirilecek, ne zaman uyanacaksın?
Özgür değilsin, mutlu değilsin, kandırma kendini, değilsin.
Ne zaman biteceği belli olmayan, nerden geldiğini, neden geldiğini, ne zaman gideceğini, ne zaman biteceğini bilmediğin şu ömründe ne zaman kendi benliğine dönen bir "birey" olacaksın?
Ne zaman dur diyeceksin bu sessizliğine, dönüp bakacaksın arkana, ve hiçbir şeyinin olmadığını göreceksin?
Bence sen bunu çoktan kaybettin. Evet evet, hiç durma, kapa bu yazıyı ve bakma bir daha. Sen kaybettin, çünkü korktun, çünkü çıkamadın o sınırlarından dışarıya. Ailenin, çevrenin, TOPLUMUN koyduğu kurallar çerçevesinde bir sağa bir sola çarpmaktan KORKTUN.
Sıradan, normal, basit bir hayat yolunda ilerleyip kendini sağlama alarak, kendini mutluymuş gibi hissettirmeye çalışarak, bu düzenin, bu düzen kişilerin oyuncağı, piyonu, paralı askeri olmaktan kurtulamadın.
Anlamsız geliyor bazı şeyler, umutsuzsun gelecekten, pişmansın belki yaptıklarından ama geri dönüş yolunu, kaçış yolunu, çıkış yolunu bilmiyorsun, bulamıyorsun. Yol göstericin yok, yol gösterici çoktan yok oldu haberin yok; (guide has died ) kaygan zeminde çoktan kaydı ayağın. Ve silahın yok kendini korumak için. Onu da elinden aldılar çoktan...
Uzun, geniş bir yolda, en köşede, en sağda, korkakların arasında, milyarlarca korkağın arasında, kendini akıllı sanan delilerin arasında, yürüyorsun. Bir amacın olmadan, ya da tek amacın para olarak. Evet, şu boktan dünyaya gelmendeki tek amaç para kazanmak ve o lanet kıçını yağ tulumu haline getirip her gün tuvalete sıçarak kendini ferahlatman. Bunun için geldin bu dünyaya, ve bunun için de öleceksin.
Öl, öl, sen de öl, hepiniz ölün, siz ölün, biz kalalım, ben kalayım, ya da ben gideyim, siz ne haliniz varsa görün, çünkü siz düşünmüyorsunuz, sorgulamayacaksınız, öldünüz. Yaşayan ölülerin arasında yaşamaya çalışmaktansa ölümün pençesinde olmak müsterih adam'ın yolu olacak. Belki bir zerdüşt, belki bir berduş, ama tipik bir varoluş serüveninde, çaresizlikten uzak, ileriyle ilgili merak dolu olacak,
Ve beklerken mutluluğu umutla, sizlerden uzak, arınmış, yapayalnız, belki bir eş bulmuş ve onunla bir bütün olmuş olarak yalnız, sorunsuz, uzak, çok uzaklarda, umuda doğru koşacak Müsterih Adam...
Daha 20 yaşındayım ulan ve ne öğrendim ki atarlı ergen modunda olup kelimeleri ezip büzerek felsefik konuşmuş gibi yapıp sonra ondan haz alıp uyuyayım?
Sen, evet okuyan sen, sen de bi bok öğrenmedin henüz
Araştırmadın, okumadın, incelemedin.
Düşünmedin, sorgulamadın, umursamadın.
Buyrulana itaat ettin, sana sunulanı kabul ettin, sisteme ayak uydurdun, kölelik çağının devamını sağladın.
Sağıldın inek gibi, koyuldun koyun gibi sürüye, her şeyini verdin, hiçbir şeyin kalmadı geriye, hiçbir şey almadın.
Ne oldu peki? Ne'sin sen şu koduğumun serüveninde, iki et 33 kemik parçasından ibaret, sadece yaşam salınımını gerçekleştiren bir sahte ruh olmak dışında?
Evet, sensin o. HİÇBİR ŞEYSİN. Ne zaman kendini bulacaksın, ne zaman geleceksin kendine, ne zaman dirilecek, ne zaman uyanacaksın?
Özgür değilsin, mutlu değilsin, kandırma kendini, değilsin.
Ne zaman biteceği belli olmayan, nerden geldiğini, neden geldiğini, ne zaman gideceğini, ne zaman biteceğini bilmediğin şu ömründe ne zaman kendi benliğine dönen bir "birey" olacaksın?
Ne zaman dur diyeceksin bu sessizliğine, dönüp bakacaksın arkana, ve hiçbir şeyinin olmadığını göreceksin?
Bence sen bunu çoktan kaybettin. Evet evet, hiç durma, kapa bu yazıyı ve bakma bir daha. Sen kaybettin, çünkü korktun, çünkü çıkamadın o sınırlarından dışarıya. Ailenin, çevrenin, TOPLUMUN koyduğu kurallar çerçevesinde bir sağa bir sola çarpmaktan KORKTUN.
Sıradan, normal, basit bir hayat yolunda ilerleyip kendini sağlama alarak, kendini mutluymuş gibi hissettirmeye çalışarak, bu düzenin, bu düzen kişilerin oyuncağı, piyonu, paralı askeri olmaktan kurtulamadın.
Anlamsız geliyor bazı şeyler, umutsuzsun gelecekten, pişmansın belki yaptıklarından ama geri dönüş yolunu, kaçış yolunu, çıkış yolunu bilmiyorsun, bulamıyorsun. Yol göstericin yok, yol gösterici çoktan yok oldu haberin yok; (guide has died ) kaygan zeminde çoktan kaydı ayağın. Ve silahın yok kendini korumak için. Onu da elinden aldılar çoktan...
Uzun, geniş bir yolda, en köşede, en sağda, korkakların arasında, milyarlarca korkağın arasında, kendini akıllı sanan delilerin arasında, yürüyorsun. Bir amacın olmadan, ya da tek amacın para olarak. Evet, şu boktan dünyaya gelmendeki tek amaç para kazanmak ve o lanet kıçını yağ tulumu haline getirip her gün tuvalete sıçarak kendini ferahlatman. Bunun için geldin bu dünyaya, ve bunun için de öleceksin.
Öl, öl, sen de öl, hepiniz ölün, siz ölün, biz kalalım, ben kalayım, ya da ben gideyim, siz ne haliniz varsa görün, çünkü siz düşünmüyorsunuz, sorgulamayacaksınız, öldünüz. Yaşayan ölülerin arasında yaşamaya çalışmaktansa ölümün pençesinde olmak müsterih adam'ın yolu olacak. Belki bir zerdüşt, belki bir berduş, ama tipik bir varoluş serüveninde, çaresizlikten uzak, ileriyle ilgili merak dolu olacak,
Ve beklerken mutluluğu umutla, sizlerden uzak, arınmış, yapayalnız, belki bir eş bulmuş ve onunla bir bütün olmuş olarak yalnız, sorunsuz, uzak, çok uzaklarda, umuda doğru koşacak Müsterih Adam...
30 Mart 2012 Cuma
İstan Bula
Hayatın kısa bir bölümüne yine güzel şeyler yazma peşindeyim
Bu kez durak İstanbul
Ve bu kez armadan uzakta değilim, tam aksine armanın tam içindeyim, Adanaspor Kasımpaşa maçında; oradayık! :)
Önce bir günlük bir İstanbul gezisi, sonrasında gece için güzel planlar, arkasından uyanır uyanmaz soluğu Taksim'de almak ve Adanaspor arma sevdalılarıyla kolkola bağırarak stadın yolunu tutmak, akşamında inşallah galibiyet yemeği, o olmazsa da teselli yemeği, her halükârda yemek işte, ve sonraki gün son turları atış, ve akşamında ilk uçakla eve dönüş... Ahh şu vizelerin tarihini bileydim hiç bu kadar kısa sürer miydi bu yolculuk...
Neyse bir sonraki sefere İstanbul'u baştan sona dolaşırız kısmetse. Adrenalin dozunu yavaş yavaş yükseltiyor muyuz ne? Yaza yaklaşıyoruz e bırakın da olsun :) Yılın en güzel mevsimi yaz için geri sayım provaları part 2
Vira .
Bu kez durak İstanbul
Ve bu kez armadan uzakta değilim, tam aksine armanın tam içindeyim, Adanaspor Kasımpaşa maçında; oradayık! :)
Önce bir günlük bir İstanbul gezisi, sonrasında gece için güzel planlar, arkasından uyanır uyanmaz soluğu Taksim'de almak ve Adanaspor arma sevdalılarıyla kolkola bağırarak stadın yolunu tutmak, akşamında inşallah galibiyet yemeği, o olmazsa da teselli yemeği, her halükârda yemek işte, ve sonraki gün son turları atış, ve akşamında ilk uçakla eve dönüş... Ahh şu vizelerin tarihini bileydim hiç bu kadar kısa sürer miydi bu yolculuk...
Neyse bir sonraki sefere İstanbul'u baştan sona dolaşırız kısmetse. Adrenalin dozunu yavaş yavaş yükseltiyor muyuz ne? Yaza yaklaşıyoruz e bırakın da olsun :) Yılın en güzel mevsimi yaz için geri sayım provaları part 2
Vira .
18 Mart 2012 Pazar
28 yıl ileriye mektup
Ey gelecekte sahip olacağım çocuğum!
Kız yada erkek ol, farketmeyecek.
Benim hayatımın en değerli mucizesi olacaksın
Seni kollarıma aldığımda adeta farklı dünyalara gitmişcesine dalacağım hayallere
Senin büyümeni hayal edeceğim hep
Altını değiştirmekten zevk alacağım belki de
Ama lütfen çok uğraştırma bu konuda :)
Çocukluğunu yaşama fırsatı vereceğim sana
Özgür olma şansın olacak
Mutlu olman benim için en değerli şey olacak emin ol
Bunun için çabalayacağım hep
Okula ilk gittiğin günü hiç unutmayacağım
Yada bana baba dediğin o ilk anı
Seninle şarkılar söyleye söyleye gezeceğiz parklarda
Kuşlara yem atacağız birlikte
Mutlu olacağız
Sonra bir gün uçurtman olacak
Birlikte öğreneceğiz uçurtma uçurmayı
Ben bilmiyorum kusuruma bakma :)
Gün gelecek bana içinden söveceksin ilk kez
Babam niye böyle yapıyor diye
Söv söv, rahatla kerata seni :)
Sana ne yapsam yaranamayacağım, hayatın kuralı budur belki de
İnsan sevmez, sevemez yanıbaşındakini bir türlü
İlla onu kaybetmek gerekir
Belki ben seninle bunları yaparken
Bir babaannen, bir deden olmayacak
E bizim suçumuz mu bu? Beni 32 yaşında doğuran annem utansın :)
O kadar beklenir mi be benim için, 22-23'de gelecektim işte
O zaman sen babaanneni de dedeni de rahaat rahat görürdün
Anlatırdın belki büyüyünce
Ama anlatamayacaksın
Aynı benim gibi, dede, nene olmadan geçireceksin çocukluğunu
Ve herkes 16 yaşındayken dedem öldü diye ağlarken sen dedenin yüzünü hatırlamayacaksın belki de
Neyse takma sen bunları
Senin hayatın mutluluklarla geçecek, valla bak
Sana küçük şeylerden mutlu olmayı öğreteceğim
Ama bu öğretilmez, insanın içinden gelmeli diyorsan eğer haklısın
Ben yine de denerim şansımı :)
Ha bu arada o kadar konuştuk, senin bir annen yok mu yahu?
Elbette var, benim için prenses olacak, senin için anne
Ama sözüm söz, sana ondan daha çok değer veririm
Çünkü muhtemelen o da bana aynısını yapacaktır :D
Kuzenlerin de olacak senin, ama sana yaş olarak tur bindirecekler
Biri daha şimdiden 3 yaşında, diğeri de yoldadır sanırsam
Ohoo ben evlenecem de sen doğacaksın da, daha 10 yıl var be :)
Neyse sen bunu da takma, mutlu olunacak şeyler buluruz elbet
Müzikle mesela
Sevmez misin yoksa?
E tamam dans olsun
Opera mı? Yuh artık
Ben çekemem onu maalesef başka bir şey bul :)
Neyse 23 sene sonra buna da karar veren sen olacaksın
Eh, bu kadar saçmaladık, yeterli sanırım
Bu yazıyı sen ne zaman mı okuyor olacaksın?
Kısmet olursa 28 sene sonra evladım
Bir anda kendimi dede modunda hissettim lan yeter hadi kaybol :)
Biraz gençliğimi yaşayim, sonra dönerim sana ;)
Kız yada erkek ol, farketmeyecek.
Benim hayatımın en değerli mucizesi olacaksın
Seni kollarıma aldığımda adeta farklı dünyalara gitmişcesine dalacağım hayallere
Senin büyümeni hayal edeceğim hep
Altını değiştirmekten zevk alacağım belki de
Ama lütfen çok uğraştırma bu konuda :)
Çocukluğunu yaşama fırsatı vereceğim sana
Özgür olma şansın olacak
Mutlu olman benim için en değerli şey olacak emin ol
Bunun için çabalayacağım hep
Okula ilk gittiğin günü hiç unutmayacağım
Yada bana baba dediğin o ilk anı
Seninle şarkılar söyleye söyleye gezeceğiz parklarda
Kuşlara yem atacağız birlikte
Mutlu olacağız
Sonra bir gün uçurtman olacak
Birlikte öğreneceğiz uçurtma uçurmayı
Ben bilmiyorum kusuruma bakma :)
Gün gelecek bana içinden söveceksin ilk kez
Babam niye böyle yapıyor diye
Söv söv, rahatla kerata seni :)
Sana ne yapsam yaranamayacağım, hayatın kuralı budur belki de
İnsan sevmez, sevemez yanıbaşındakini bir türlü
İlla onu kaybetmek gerekir
Belki ben seninle bunları yaparken
Bir babaannen, bir deden olmayacak
E bizim suçumuz mu bu? Beni 32 yaşında doğuran annem utansın :)
O kadar beklenir mi be benim için, 22-23'de gelecektim işte
O zaman sen babaanneni de dedeni de rahaat rahat görürdün
Anlatırdın belki büyüyünce
Ama anlatamayacaksın
Aynı benim gibi, dede, nene olmadan geçireceksin çocukluğunu
Ve herkes 16 yaşındayken dedem öldü diye ağlarken sen dedenin yüzünü hatırlamayacaksın belki de
Neyse takma sen bunları
Senin hayatın mutluluklarla geçecek, valla bak
Sana küçük şeylerden mutlu olmayı öğreteceğim
Ama bu öğretilmez, insanın içinden gelmeli diyorsan eğer haklısın
Ben yine de denerim şansımı :)
Ha bu arada o kadar konuştuk, senin bir annen yok mu yahu?
Elbette var, benim için prenses olacak, senin için anne
Ama sözüm söz, sana ondan daha çok değer veririm
Çünkü muhtemelen o da bana aynısını yapacaktır :D
Kuzenlerin de olacak senin, ama sana yaş olarak tur bindirecekler
Biri daha şimdiden 3 yaşında, diğeri de yoldadır sanırsam
Ohoo ben evlenecem de sen doğacaksın da, daha 10 yıl var be :)
Neyse sen bunu da takma, mutlu olunacak şeyler buluruz elbet
Müzikle mesela
Sevmez misin yoksa?
E tamam dans olsun
Opera mı? Yuh artık
Ben çekemem onu maalesef başka bir şey bul :)
Neyse 23 sene sonra buna da karar veren sen olacaksın
Eh, bu kadar saçmaladık, yeterli sanırım
Bu yazıyı sen ne zaman mı okuyor olacaksın?
Kısmet olursa 28 sene sonra evladım
Bir anda kendimi dede modunda hissettim lan yeter hadi kaybol :)
Biraz gençliğimi yaşayim, sonra dönerim sana ;)
Umutsuz Yolculukta Umutlandırıcı Şeyler
Son yazdığım yazının üzerinden 15 gün geçmiş ben farkında olmadan. Ve o 15 gün önceki yazıdan devam edersem eğer, Adanaspor'un 15 günde bizi nasıl bir hayal noktasına ulaştırdığını rahatlıkla görebiliriz. 2 galibiyet tadımızı tuzumuzu değiştirdi ve bizi şampiyonluk havasına soktu yeniden.
Bugün Göztepe karşısında yenilen bir Adanaspor olsa bile play-off için şansımız artık çok yüksek. Hele bir bu maçı yenelim, işte o zaman haftaya Elazığ maçı bambaşka bir şekilde geçecektir.
Bugün Göztepe karşısında yenilen bir Adanaspor olsa bile play-off için şansımız artık çok yüksek. Hele bir bu maçı yenelim, işte o zaman haftaya Elazığ maçı bambaşka bir şekilde geçecektir.
- Şampiyonluk şarkıları söylemek için çok sabrettik, artık söylemek istiyoruz,
- Biz başlar dediysek başlar, biz bitti demeden bitmez diyoruz.
- O lanet lige çıkacağız diyoruz.
- Vira Adanaspor diyoruz.
- Bekleyin, biz geliyoruz :)
3 Mart 2012 Cumartesi
Umutsuzluk Diz Boyu
Yine her sezon olduğu gibi bu sezona da şampiyonluk hedefiyle başladık
Yine çakma transferlerle yol aldık
Yine devre arasına play-off hesabı için girdik
Yine devre arasında çakma transfer politikası uyguladık, arada bir kaç tane iyi çıktı ama en önemli bölge olan forvete takviye yapılmadı
Ve yine play-off ile şu kadar puan var diye diye gidiyoruz... Sonumuz hayrola, ama hiç de hayırlı bir yolda ilerlemiyoruz artık...
Umutsuz geçen her haftanın ardından
Toros Kaplanım sahada
Biz tribünde kolkola...
Yine çakma transferlerle yol aldık
Yine devre arasına play-off hesabı için girdik
Yine devre arasında çakma transfer politikası uyguladık, arada bir kaç tane iyi çıktı ama en önemli bölge olan forvete takviye yapılmadı
Ve yine play-off ile şu kadar puan var diye diye gidiyoruz... Sonumuz hayrola, ama hiç de hayırlı bir yolda ilerlemiyoruz artık...
Umutsuz geçen her haftanın ardından
Toros Kaplanım sahada
Biz tribünde kolkola...
24 Şubat 2012 Cuma
Kara toprakta bile bitmez...
Bu kara sevdam kara toprakta bile bitmez ama olsun...
Haluk babaa sesine kurban :)
22 Şubat 2012 Çarşamba
Labalabalap Erasmus
Dün Erasmus'un o kolay bölümü olan yazılı sınava girdim. Maşallah ilkokul seviyesinde denilebilecek yığınla soru vardı, ama asıl seçici olan sorular da gün gibi ortadaydı ve baya zorladılar. Çoğu soruya 2. kez göz gezdirme ihtiyacı bile hissetmeden listeninge kadar olan bölümü 50 dakikanın 30. dakikasında bitirdim ve beklemeye geçtim.
Sonra listening bölümü de tahminimce full geçti, son olarak da 40 dakikalık bir writing bölümü vardı ve konu devletlerin interneti kontrol etmesi, bazı sitelere girişi yasaklaması falandı. Kısaca tam benlik bir konuydu ve hemen atladım, çok uzun olmasa da gerekenden fazlasını yazdım, konu hakkında fikirlerimi güzel örneklerle süsledim falan işte 40 puanın 36'sını garanti görüyorum. Bakalım artık yarın da zor kısım olan sözlü sınavı var. Eğer ki beklediğim bir konudan sorarlarsa gerçekten uzun uzadıya konuşabilirim. Fakat eğer bilmediğim bir konu gelirse ne uydururum çok merak ediyorum. Ancak bu akşam tamamen speaking çalışarak kendimi toparlamaya çalışacağım. Sabah da sözlüye giderken bana deli deseler bile kendi kendime konuşurum herhalde :)
Neyse, Erasmus yolunda bir adım daha var. Heyecan yok mu? Elbette var. Ama biz neleri aştık, bunu da aşarız gardaşşş (:
Sonra listening bölümü de tahminimce full geçti, son olarak da 40 dakikalık bir writing bölümü vardı ve konu devletlerin interneti kontrol etmesi, bazı sitelere girişi yasaklaması falandı. Kısaca tam benlik bir konuydu ve hemen atladım, çok uzun olmasa da gerekenden fazlasını yazdım, konu hakkında fikirlerimi güzel örneklerle süsledim falan işte 40 puanın 36'sını garanti görüyorum. Bakalım artık yarın da zor kısım olan sözlü sınavı var. Eğer ki beklediğim bir konudan sorarlarsa gerçekten uzun uzadıya konuşabilirim. Fakat eğer bilmediğim bir konu gelirse ne uydururum çok merak ediyorum. Ancak bu akşam tamamen speaking çalışarak kendimi toparlamaya çalışacağım. Sabah da sözlüye giderken bana deli deseler bile kendi kendime konuşurum herhalde :)
Neyse, Erasmus yolunda bir adım daha var. Heyecan yok mu? Elbette var. Ama biz neleri aştık, bunu da aşarız gardaşşş (:
21 Şubat 2012 Salı
Sıcak Yuvaya Dönüş
Güneşli bir günde görmüştüm seni
Üstünde sıcağın gavuru vardı
Bir anda tutuldum aşık oldum ben
Hayatın anlamı, Adana'ydı!
Ulan yıllardır derdim kendime ben soğuk yerde yaşayamam, bana deniz kenarı lazım, bana sıcak lazım, bana yaz lazım diye. Hakikaten kendimi biliyormuşum ya, bu iç Anadolu'nun gavur soğuğu gibisini bir daha yaşamak dahi istemem. Biz 20 dereceden çıkıp -15 dereceye atladık Eskişehir'e giderek. 5 gün çekilir mi orası? Aslaa! Ama çekmemin 2 nedeni vardı, birincisi oraya gidiş amacım olan gardaşım Adem'in doğum gününü kutlamak, diğeri de 222, Adalar, Barlar Sokağı vb. yerleri gezmekti. İkisine de değdi, fakat soğuk da bana değdi.
Her neyse soğuk konusu uzaar gider, oradan izlenimlerime gelirsek eğer, Adana insanı nasıl "gardaş, babacan" yaklaşıyorsa, orada da havasından mıdır bilinmez tuhaf bi uzaklık hakim. Aslında buna biz modernlik diyoruz ama Adana'da canciğer yaşayıp orada insanlar arasındaki bu mesafeyi görmek tabiki de garibimize gidiyor. Şehrin neredeyse yarısı öğrenci, geri kalan yerli kesim ise hiç sıcakkanlı gelmedi bana. Adana'lı gibisi yok gardaşş :)
Şehre gelirsek, şehrin yapısı mükemmel! Sokaklar, caddeler, yerleşimler hepsi ama hepsi tamamen düzenli ve müthiş bir şekilde tasarlanmış. Kendimi Mafia 2 oyunundaki caddelerde geziyormuş gibi hissettim çoğu zaman. Trafik konusu da sıkıntı değil, şehrin içinden geçen tramvay her şeye yetiyor. Otobüs hattı ise fazla yok, zaten gereği de yok. Adana'da 70 tane otobüs, minibüs vb. firmalar var, ne işe yarıyorlar? Sadece trafiği kapatmakla kalmayıp üstüne şehrin de düzenini bozuyorlar. Ama Eskişehir'de öyle mi? Değil, ve çok hoş.
Şehir potansiyelinin doruk noktasını yaşıyor, bundan daha ileri gitmesi zor, ama Adana'da bir Eskişehir yaratacak kadar boş, düz ve güzel bir alan mevcut. Umarım bir 20 yıl sonra gurur duyacağımız bir tablo ortaya çıkar Adana'da da.
Taraftar aşığı olarak Eskişehirspor'un da maçını kaçırmadım elbette. Karabükspor ile oynadıkları maça gidip hem "Nefer" hem "EsEs Bando" hem de stadın yapısını gördüm. Kötü diye eleştirdiğim 5 ocak stadından yüz kat daha kötü olan bir stada sahip Eskişehir. Ne kale arkası var, ne açık tribünde bir şekil mevcut, ne kapalı tribün büyük... Hiçbiri ama hiçbiri Adana 5 Ocak Stadı ile yarışamaz bile. Hatta 2 seneye kalmaz Adana'ya bir stad daha yapıldığını bildiğimize göre Eskişehir'in bu konuda baya geride kalacağı kesin gibi gözüküyor. Taraftar konusuna gelirsek, Nefer beklediğim kadar bağırmadı, fakat EsEs Bando'ya kesinlikle hayran kaldım. Evdeyken oturup videolarını izlediğim adamları canlı görmek bile bana yetti. Türk tribünlerinin böylelerine ihtiyacı var, helal EsEs Bando!
Gece alemine gelirsek; 222 abartıldığı kadar varmış harbiden, yalnız fiyatlar çok uçuk, öğrenci şehrinin sömüren tek yeri diyebilirim. Barlar Sokağı da hafif Marmaris'i andırıyor ama tabii ki o kadar olamaz. Canlı müzik yerleri çok hoştu, Nirvana'da dinlediğimiz kemanlı, darbukalı o grup çok iyiydi.
Bize geceleri eşlik eden Meryem, Ceren, Selen ve diğerlerine de buradan teşekkürlerimizi sunalım. Onları da Adanalı yaptık zaten, "gardaş, Sannannee Laan ve Adana yengeç yürüyüşü" Adana'yı hiç görmemiş insanlar için fazlaydı bile :) Devamını artık buraya gelince öğrenirler, zaten Sabancı Cami'den sonrasını 20 dakika izlemeleri yeterli Adana'nın o tanınan "conomsu" kısmının hayatlarında yer edinmesi için...
Eskişehir, nelere sahip olduğunu gösterdin, ama bende fazlası var gardaşşş!! :)
Yine de özleneceksin...
zaman:
Salı, Şubat 21, 2012
Gönderen
Çağrı Erorhan
Etiketler:
222,
Adana,
Adanaspor,
EsEs Bando,
eskişehir,
Eskişehirspor,
Nefer
Yer:
Eskişehir, Türkiye
16 Şubat 2012 Perşembe
Eskişeer Zamanı :)
Hayatımın bu kısmına Eskişehir macerasını ekliyorum. Bakalım 5 günlük bölümün hayatıma etkisi ne olacak, ya da hiçbir şey olmayacak mı, ya da ben niye anlatıyosam :)
Adana'nın ter kokusuyla doğru orantılı olan sıcağından uzakta hayatımda ilk kez eksi derecelerde yaşayacak olmanın verdiği bir heyecan da var tabii ki. Her ne kadar kış mevsiminden nefret etsem de birkaç günlük bu gezi fena olmaz herhalde :) Adanaspor'un maçından uzakta olmak ilk kez bu kadar koymayacak bana galiba, ama tam da tribünlerin diriliş maçında, onca video çekilecek maçta yokum ya işte ona yanıyorum... Esgişeğer yaktın beni bre :)
Neyse görelim bakalım, Eskişehir, show me whatcha got!
Neyse görelim bakalım, Eskişehir, show me whatcha got!
3 Şubat 2012 Cuma
Sosyal Sitelerde Doğru Seçim
Daha dün gibi hatırlıyorum Facebook'u tvde ilk duyduğum anı
Sosyete diye tabir edilen kesim bağıra çağıra bahsediyor bu siteden
Kendilerini ilah ilan ediyorlar neredeyse
Vira deyip başlıyoruz 2008 yılında Facebook'a. Daha küçüğüz o zamanlar, liseye bile yeni başlamışız belki
O sıralar pek çocuk eline düşmüş değil bu site ama zaman ilerledikçe saçmalıklar burada da baş göstermeye başlıyor.
Yıllar geçiyor, facebook gittikçe daha saçma bir ortam haline dönüşüyor, basit insanların basit egolarını tatmin etme uğruna verdikleri savaşın ev sahibi rolünü üstleniyor.
Bu arada o kadar yeni site türüyor ki, formspring'den connected2.me 'ye omegle'den twitter'a sosyalleşmenin bilgisayar başında olduğu sapkınlık dönemi başlıyor.
Vaktini facebook ve twitter gibi sosyal ağlarda öldüren bir gençlik, ve maalesef tükenen hayatlar var şimdi.
Ve öyle bir yanı var ki , ne facebook ne twitter'ın hiçbir manada insan gelişimine katkısı yok, aksine insanı körelten, zihnini çökerten basit şeylerden kurulu. İnsan ilişkilerini öldürmekle kalmıyor, insanların insanlıktan da çıkmasına neden oluyor...
Bu kadar yazıyı neden mi yazdım?
Çünkü artık bu köreltmelerden tamamen uzak, ve üstüne üstlük seviyeli insanlardan, üniversiteli gençlikten kurulu bir site biliyorum. Ve de bu site benim yıllardır aradığım güzellikte, seviyede ve kalitede bir site.
Keşke bu siteyi zamanında ben kurabilseydim, keşke o kadar erken gelebilseydim şu dünyaya :)
Daha çok meraklandırmaya gerek yok; Hocam adlı internet sitesinden siz de benim gibi hayal ettiğim bir sosyal mekana kavuşabilirsiniz.
Başlıkta dediğim gibi;
Sosyal Sitelerde Doğru Seçim:
http://www.hocam.com
Sosyete diye tabir edilen kesim bağıra çağıra bahsediyor bu siteden
Kendilerini ilah ilan ediyorlar neredeyse
Vira deyip başlıyoruz 2008 yılında Facebook'a. Daha küçüğüz o zamanlar, liseye bile yeni başlamışız belki
O sıralar pek çocuk eline düşmüş değil bu site ama zaman ilerledikçe saçmalıklar burada da baş göstermeye başlıyor.
Yıllar geçiyor, facebook gittikçe daha saçma bir ortam haline dönüşüyor, basit insanların basit egolarını tatmin etme uğruna verdikleri savaşın ev sahibi rolünü üstleniyor.
Bu arada o kadar yeni site türüyor ki, formspring'den connected2.me 'ye omegle'den twitter'a sosyalleşmenin bilgisayar başında olduğu sapkınlık dönemi başlıyor.
Vaktini facebook ve twitter gibi sosyal ağlarda öldüren bir gençlik, ve maalesef tükenen hayatlar var şimdi.
Ve öyle bir yanı var ki , ne facebook ne twitter'ın hiçbir manada insan gelişimine katkısı yok, aksine insanı körelten, zihnini çökerten basit şeylerden kurulu. İnsan ilişkilerini öldürmekle kalmıyor, insanların insanlıktan da çıkmasına neden oluyor...
Bu kadar yazıyı neden mi yazdım?
Çünkü artık bu köreltmelerden tamamen uzak, ve üstüne üstlük seviyeli insanlardan, üniversiteli gençlikten kurulu bir site biliyorum. Ve de bu site benim yıllardır aradığım güzellikte, seviyede ve kalitede bir site.
Keşke bu siteyi zamanında ben kurabilseydim, keşke o kadar erken gelebilseydim şu dünyaya :)
Daha çok meraklandırmaya gerek yok; Hocam adlı internet sitesinden siz de benim gibi hayal ettiğim bir sosyal mekana kavuşabilirsiniz.
Başlıkta dediğim gibi;
Sosyal Sitelerde Doğru Seçim:
http://www.hocam.com
31 Ocak 2012 Salı
Keyif Yalnız Gitmez :)
Bu sloganla karşılıyorlar bizi. Arkasından yaşlılara gençliğini hatırlatan, bizim yaşımızdakilere ise antika gelen otantik bir ortamda dantelli, çalar saatli bir sayfa çıkıyor karşımıza. Sonrasında her şarkıdan ayrı haz duyacağınız 7 istasyon...
Neyden mi bahsediyorum? Bira.Fm'den tabiki!
Sizin modunuz neyse ona göre harika müzikleri karşınıza çıkaran bu adamlara saygı duymamak elde değil. Türk internet tarihinde en başarılı işlerden birisine imza atmış olmaktan dolayı gurur duymalılar bence.
Kanal 97'de anlık değişimlerin yaşandığı canlı kontrol sistemi var, önce twitter'dan dinleyicilerin nabzını yokluyor, sonra da ne çalacaklarını belirtiyorlar. Sezen Aksu gecesi, Barış manço saati, pazar eğlencesi vb. benim dinlerken zevk aldığım güzel programlardan olmuşlardı mesela. Bir de dj'lik sistemi getirseler, yada adı her neyse işte, bizim isteğimize göre sıradaki şarkıyı çalsalar hiç fena olmaz.
Kısaca, gününüzü müzik dinlemeden geçiremeyenlerdenseniz eğer benim gibi, size bu siteyi şiddetle tavsiye ederim, ki zaten eğer benim gibi birisiyseniz bu siteyi çoktan keşfetmişsinizdir :)
Hadi doluşalım o zaman; http://www.bira.fm
Neyden mi bahsediyorum? Bira.Fm'den tabiki!
| www.bira.fm |
Kanal 97'de anlık değişimlerin yaşandığı canlı kontrol sistemi var, önce twitter'dan dinleyicilerin nabzını yokluyor, sonra da ne çalacaklarını belirtiyorlar. Sezen Aksu gecesi, Barış manço saati, pazar eğlencesi vb. benim dinlerken zevk aldığım güzel programlardan olmuşlardı mesela. Bir de dj'lik sistemi getirseler, yada adı her neyse işte, bizim isteğimize göre sıradaki şarkıyı çalsalar hiç fena olmaz.
Kısaca, gününüzü müzik dinlemeden geçiremeyenlerdenseniz eğer benim gibi, size bu siteyi şiddetle tavsiye ederim, ki zaten eğer benim gibi birisiyseniz bu siteyi çoktan keşfetmişsinizdir :)
Hadi doluşalım o zaman; http://www.bira.fm
30 Ocak 2012 Pazartesi
Amatörce Şiirlerimden Kalan Satırlar - 2
ÜŞÜYORUM
Bazen sessizlik kopuverir içimde
Birden dalarım hayallere
Düşünürüm
Dalgalı bir denizde yüzen geminin kaptanıyım sanki
Avuçlarımı açmış, yağmurun ıslaklığını hissediyorum
Limandan uzaklaştıkça ellerim titriyor
Gözlerim kararıyor
Üşüyorum
Derin karanlıkta boğulduğumu hissediyorum
Ellerimde yağmur damlaları
Gözlerim kararıyor
Üşüyorum
Hasret, merhamet, acı, öfke...
Beynim ayırt edemiyor hislerimi
Dalgalar vuruyor yüzüme
Sessizlik kaplıyor içimi
Gidiyorum derinliklere
Gözlerim kararıyor
Üşüyorum...
Amatörce Şiirlerimden Kalan Satırlar
Önceden yazdığım basit şiirlerimden birincisi en sevdiğim diyebileceğim şiirim olan "Ölüm-Yaşam".
Ölüm-Yaşam adlı şiirim 2 bölümden oluşuyor. Ayrıca içinde konuya uygun olarak Ömer Hayyam'ın
rubailerinden alıntı olarak eklenmiş 2 kısım var.
İşte şiir:
ÖLÜM-YAŞAM
Hep gözyaşıyla geçti seneler ben bakmadım hiç arkama
Bakamadım engellendim bu içi dolu, gereksiz kaba
Doldu deniz gözyaşımla yarınım oldu bugünüm amma
Susturdular beni hep ulaşamadım doğrulara
Sessizlik içinde geziyorum bu boş dünyada
Beni tanımlayan bir tek gözyaşım var aslında
Bu serüvenin içinde kaybolup gitmek üzereyken
Ellerini beklerim bir kurtarıcının, yok ama!
Hayat beni benden etti aldı benden uçurdu
Gözyaşlarımla birlikte her şeye nokta koydu
Kurtuldum sandım bir an fakat yeniden başladım
Doğru sandığım yanlışlarıma tekrardan göz attım
Evet gördüm benmişim suçlu, benmişim
Bunca yıldır doğruyu ben boşuna beklemişim
Doğru nerede diye başka yerlerde ararken
Kendimde bulmayı akıl edememişim
Herşey başladı yeniden fakat yanlışlar yok
Düzelttim artık kendimi, şimdi doğrular çok
Yoksunluk evreninde yanlışlarla dolu dünyada
Kendimi bende buldum, ne mutlu bana!
Game Over sanmıştım bitti dedim artık bu rüya
Sonra gördüm ki rüya şimdi başlıyor aslında
Gözyaşı bitti şimdi, yok artık çaresiz kalma
Ölüm kalım arasında kavrulan bu dünyada!
--------------------Herşey yeniden başladı…--------------------
Her şey yeni, her şey güzel, her şey tatlı
Benimle dalga geçenler şimdi altımdan baktı
Hepinizden üstteyim yetişemezsiniz artık bana
Sahiden de gitmiştim kalmamış ruhum orada
Sonra birden gördüm kendimi, ne oluyor dedim
Başıma üşüşmüşler ama o ben değildim
Ben burdaydım biliyordum ordaki değil
Sonra birden bir ses geldi, dedi eğil!
Eğildim baktım oraya, ordaki bendim
Söyledim etrafımdakilere burdayım kendim!
Fakat kimse duymadı ya da ben duyuramadım
Oradaki yalnız cesedime gittim el attım
Ölmüştüm artık, herşey bitmişti gördüm
Bir kalp krizi sonrasında, yitmişti ömrüm
Gözyaşlarım dinmişti fakat hepten söndüm
Seyrederken kendimi birden yere çöktüm
Herşey kayboldu kaldı geriye bir beyazlık
Öylesine beyaz değil adeta kapkaranlık
Sonra önüme çıktı çok büyük bir kitaplık
İçine baktım yazıyor günah, sevaplık!
İsyanla geçen hayatım büyük bir hataymış anladım
Doğrularımın yanında yanlışlarımı görünce ağladım
Yine başladı gözyaşım, oysa bitti sanmıştım
Meğer ki ne çok gereksiz şeyle uğraşmışım
Var mı dünyada günah işlemeyen söyle
Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle
Bana kötü deyip kötülük edeceksen eğer
Tanrım ne farkın kalır benden, söyle!
Büyükse de isyanım, kötülüklerim
Yüce Tanrı’dan asla umudumu kesmedim
Bugün bu gözyaşımla ölmüş olsam da yarın
Rahmete kavuşacaktır elbet kemiklerim!
Artık herşey geride kaldı insanlar gitti
Kötülük yaptığım şeyler, herkes önüme dikildi
Geldi yanıma zebani, bana yolu gösterdi
Baktım herkes, kırmızı yola doğru itildi!
Anladım ki hikâye artık burada bitti
Tüm sevdiklerim her şeyim, bir anda silindi
Bana ödettiğiniz şeyler aslında bir bedeldi
Kapı kapandı herkes gitti ve Oyun Bitti!
Şimdi sen de bir dön bak arkana hatalarına
Yaptıkların cezasız kalacak sanma, bağışla
Doğru ol en hakikiye ulaş ona çabala
Bir gün bitecek bu fani dünya, Unutma!
Sevincini üzüntünü bir tarafa bırak
Doğrularla yanlışlarla ilerine doğru bak
Diğer tarafı unutma, bu tarafta kaybolma
Rüyanın bitişi için gereklidir uyanmak!
Çağrı Erorhan 16.08.10
Hayat Alfabem
İşte alfabedeki harflerin benim için ne ifade ettikleri. Güzel mi oldu? Galiba idare eder. Ama zaten bu benimle ilgili, sananee :)
A: Adanaspor
B: Bateri
C: Che Guevara
D: Deniz Gezmiş
E: Erasmus
F: Film, film, sonuna kadar film...
G: Gezmek, deli gibi...
H: Hasta olma korkusu
I-İ: İnsan sevgisi
K: Kitaba gece başlayınca sabahına bitirmek
L: Lüzumsuz şeylerle doyasıya uğraşmak
M: Mutlu olacak nedenler aramak, mesela müzik dinlemek :)
N: Neslinin yaptıklarından uzak olmak
O: Oyun oynamak, ama haddini bilmeden
Ö: Özgürlüğü hissetmek
P: Para köşede dursun, ben harcamasam da rahat olurum
R: Rahatlık, her şeye rağmen
S: Sevmek, sırılsıklam
Ş: Şefkat, en küçük nesneye bile
T: Taklit etmek, saçma da olsa yaparım :)
U: Uyumak, en az 9 saat
Ü: Üzülmek, sonra tekrar sevinecek bir şey bulmak
V: Viski in dı jar oo
Y: Yengeç burcu, iyi ki yengecim.
Z: Zaman konusunda sıkıntılarım vaar, dakik değil saatik bile değilim :(
A: Adanaspor
B: Bateri
C: Che Guevara
D: Deniz Gezmiş
E: Erasmus
F: Film, film, sonuna kadar film...
G: Gezmek, deli gibi...
H: Hasta olma korkusu
I-İ: İnsan sevgisi
K: Kitaba gece başlayınca sabahına bitirmek
L: Lüzumsuz şeylerle doyasıya uğraşmak
M: Mutlu olacak nedenler aramak, mesela müzik dinlemek :)
N: Neslinin yaptıklarından uzak olmak
O: Oyun oynamak, ama haddini bilmeden
Ö: Özgürlüğü hissetmek
P: Para köşede dursun, ben harcamasam da rahat olurum
R: Rahatlık, her şeye rağmen
S: Sevmek, sırılsıklam
Ş: Şefkat, en küçük nesneye bile
T: Taklit etmek, saçma da olsa yaparım :)
U: Uyumak, en az 9 saat
Ü: Üzülmek, sonra tekrar sevinecek bir şey bulmak
V: Viski in dı jar oo
Y: Yengeç burcu, iyi ki yengecim.
Z: Zaman konusunda sıkıntılarım vaar, dakik değil saatik bile değilim :(
21 Ocak 2012 Cumartesi
Premium Hesaplar İçin
Her türlü premium hesabı için uğraşan güzel bir site
Not: Kişisel blogum değildir, sadece öneriyorum.
http://premium-info.blogspot.com/
Not: Kişisel blogum değildir, sadece öneriyorum.
http://premium-info.blogspot.com/
20 Ocak 2012 Cuma
Sine Göz!
Çoğumuz internette film izlemek için site ararken cidden anlamlı, güzel filmler paylaşan siteleri isteriz. Sanatsal kalitesinin yüksek olması da başlıca kurallarımızdan olur. Ayrıca çeşit sayısı çoksa da işte o zaman o siteden vazgeçemeyiz.
"Yaşasın Proleteryanın Devrimci Sine-Göz'ü!" sloganıyla yolan çıkan sinegoz.com , benim bu alanda tercih ettiğim en önemli site oldu ve yer imlerimin en güzide köşelerinden birisine oturdu. Müthiş filmler, iran, fransız, hint farketmeksizin harika yapıtlar bu sitede paylaşılıyor.
Eğer gerçekten "film" izlemek istiyorsanız, siz de bu siteden vazgeçemeyeceksinizdir...
İşte müthiş bir emek... http://www.sinegoz.com/
Ayrıca "sinegöz" ne demektir diye merak ederseniz de buyrunuz efenim: http://tr.wikipedia.org/wiki/Kinoglaz_Manifestosu
Anılar, Anılar, Şimdi Gözümde Canlandılar | 2. Bölüm Taraftar Olmak
|Bir Taraftar Macerası|
Yıl 2002... 9 yaşıma kadar bütün İstanbul futbol takımlarını tutmuştum.
Komşumuz Hanife Teyze bana karpuz verirdi ve beşiktaşı tut derdi, beşiktaşlı olurdum
Babam bir şey alırdı fenerbahçeli ol derdi, fenerbahçeli olurdum Annemi çok sevdiğimden de o isteyince galatasaraylı olurdum :) Ama o enfes kelimeyi, dilimden asla düşmeyecek olan ADANASPOR ismini ilk ağzıma aldığım gün hala aklımda...
Elazığ'da teyzemin yanına gidiyoruz. Kuzenimle televizyona bakarken maç skorları köşede görünüyor, aynı anda Adanaspor da Elazığ da istanbul takımları ile yapıyor anlaşılan ve iki maçın skoruna da bakarken hayatımda ilk kez şunu diyorum : Adanaspor galip gelsin...
Bu sözümden 3 sene sonra Adanaspor, daha ben onunla tanışamadan kapanıyor, kaosa sürükleniyor, bitiyor... Ve benim onca olaydan aklımda kalan tek şey, Adanaspor'un seyhan belediyespor ile ismi değiştirilerek yaşatılacağı.
Sonra bir gün komşumuz Bekir Amca beni maça davet ediyor. Ben de hiçbir bilgim olmadan düşüyorum yollara. Gittiğimiz yer Ereğli, Konya. İlk Adanaspor maçı deneyimim. Ve şansıma ilk maçım bir deplasman maçı oluyor. Oradaki atmosferi çok seviyorum ve bundan sonraki maça da gitme kararı alıyorum. Adanaspor yeniden dirilmiş, Bayram Akgül önderliğinde 3.ligden yeniden başlayan bir Adanaspor. Ve ben gururla başlıyorum Adanaspor macerama...Yani Yürüyoruz Güneşe...
Yıllar geçiyor, küçükken sokaklarda spreyini gördüğüm Asabiler Grubu'nun ne demek olduğunu öğreniyorum, Turbeyler Grubu kuruluyor orada o heyecanı yaşamaya devam ediyorum, lise sınıfımda 10-15 arkadaşımla birlikte maçlara gitmeye başlıyorum, başkalarını da Adanaspor'lu yapmak kadar mutluluk verici bir şey olmadığını anlıyorum, ilk şampiyonluk coşkusunu 3.ligde yaşadıktan sonra 2. şampiyonluk sevincimi, belki de hayatım boyunca unutamayacağım bir maçta, pendik maçında yaşıyorum. İnanılmaz bir duygu, harika bir atmosfer, gözlerin dolmaması elde değil, o anları özlemek ise hiç kolay değil...
Yıl 2012...Şimdi ne Turbeyler grubu kaldı, ne ortada o eski heyecan. Hem Bayram Akgül bitirdi, hem de grup. Hiçbir şey eskisi gibi değil... Bayram Akgül tribünümüzü Avrupa tarzına dönüştürmeye çalıştı ve bu süreçte çok kan kaybı yaşadık. Kulübün başarısızlığı da bunu kamçıladı. Ve maalesef şimdi sorunlar yumak halinde duruyor önümüzde. Belki şu sıralar kurmaya çalıştığımız şey başarılı olur da geleceğe umutla bakabiliriz, belki de herkesin aradığı heyecanı getirecek olan bizleriz...
Belki doğuştan Adanaspor'lu olamadım,
Oysa ben senden neler neler isterdimAma ölümüme kadar Adanaspor'dan beni kimse vazgeçiremez!
Senli sevdalarda doğmak isterdim
-Yola çıktık, geliyoruz... 10 yıllık aşkım için... ADANASPOR İÇİN.
18 Ocak 2012 Çarşamba
Belki'li Cümleler Servisi, Adanaspor...
Şu hayatta seni en çok ne mutlu ediyor deseler
Ailem
Dostlarım
ve Adanaspor derim
En çok mutsuz edenlerse
Yine Adanaspor, yine Adanaspor...
Ancak her türlü olumsuzluğa rağmen garip bir duyguyla bağlıyızdır Adanaspor'a
Tarifi güç
Bitmesi imkansız...
Belki bir gün şampiyonluk sevinci de yaşayacağız
Belki bir gün o hakettiğimiz yerlere de geleceğiz
Belki bir gün Adana'nın asil duruşunu sergileyen tek takım olduğumuzu kanıtlayacağız
Ama o günler yakında değil, göremiyoruz, engelleniyoruz...
Belki bir gün göreceğiz... Belki... Belki...
17 Ocak 2012 Salı
"Amélie" filmi ve ağladığım sahnesi...
Her insan izlediği filmlerden etkilenir. Kimisi savaş filmi izleyip vatani duygularını kabartırken, kimisi bilim kurgu izleyip bu konuda daha çok şevklenir. Ben ve benim gibiler ise duygusallığın sınırını çok iyi tutan filmlerden aşırı zevk alırız. Eğer ki sen de benim gibi birisiysen ne mutlu sana, ne mutlu bana :)
İşte Amélie filmi de beni 2 saat boyunca izlerken mutlu eden, içindeki bir sahnesindeyse ağlatan bir filmdi. Hayatımın en iyi film sahnesiydi, kuşkusuz. İşte o müthiş duygular hissettiğim, içimin mutlulukla dolduğu sahne:
16 Ocak 2012 Pazartesi
16 Ocak...
Öğlen 3'de uyanmanın verdiği şaşkınlık
Notların cc'den düşük olmadığını öğrenince oluşan sevinç
Adanaspor maçından önceki o eşsiz heyecan
Maçtaki stres
Maç sonundaki eşsiz sinir
Ve söve söve geçen bir gün daha
16 Ocak.
Notların cc'den düşük olmadığını öğrenince oluşan sevinç
Adanaspor maçından önceki o eşsiz heyecan
Maçtaki stres
Maç sonundaki eşsiz sinir
Ve söve söve geçen bir gün daha
16 Ocak.
Eurovision'a Can Bonomo'nun Gönderilmesi
Yıllardır ülkemizde devlet meselesi haline getirilen Eurovision olayında bu kadar büyütülecek ne var hiç anlamam. 2003'te nasıl kazandığımızı hiç anlamam çünkü o kadar da başarılı olacak bir şarkı değildi. Her neyse geçen seneki başarısızlığın ardından bu sene otantik bir adam, Can Bonomo seçildi. Çoğumuz onun adını bile duymamışken bazılarımız ise hakkında sadece bir kaç bilgiye sahipti.
Şarkılarını genel olarak dinledikten sonra şöyle bir kanıya vardım; bu adam Türkiye yerine başka bir Avrupa ülkesi adına sahneye çıksa kesin 1. olur ama bizden olunca ilk 5'i anca zorlar. Bu benim şahsi görüşüm ve kendisini çok da yetenekli görüyorum. Umarım yapacağı şarkıda çizgisini bozmadan Eurovision'a katılır.
Ayrıca onun hakkında Illuminati falan diyenler olmuş, videolar yapmışlar falan, tam bir gülme abidesi :) Yahudi bir ailenin oğlu diye propaganda yapanlar bile olmuş yani pes diyorum bu kadar da insanlıktan çıkmayın.
Ne olursa olsun, milli görevimiz olan Eurovision'da başarı için (!) bu adamı destekleyelim abiler.
İşte beni güldüren güzel şeylerden birisi:
http://youtu.be/JUbPvV80Vog
Ayrıca albüm değil Akustikhane kaydı da bir o kadar güzel
http://www.youtube.com/watch?v=PX4aOFz6zho
Son olarak, başarılar Can Bonomo.
15 Ocak 2012 Pazar
Ve kupon yatar :))
Şu adreste yazdığım iddaa kuponum yine her zamanki gibi yatmıştır. Hayırlı olsun :) http://musterihadam.blogspot.com/2012/01/tutmayacak-iddaa-kuponlar.html
Ah fiorentina yaktın bizi.. Ama yine de diğer maçlardaki performansımı olumlu buldum, gelişme var yani :)
Kimse ordu-ibb maçına handikaplı 0 yazmazdı. Her neyse, diğer iddaa kuponlarında görüşmek üzere, müsterih olunuz efenim :)
Ah fiorentina yaktın bizi.. Ama yine de diğer maçlardaki performansımı olumlu buldum, gelişme var yani :)
Kimse ordu-ibb maçına handikaplı 0 yazmazdı. Her neyse, diğer iddaa kuponlarında görüşmek üzere, müsterih olunuz efenim :)
Adanaspor - Denizli Maçı
Yarının Süper Lig yürüyüşümüzün ilk günü olması temennisiyle yazıya başlıyorum.
İlk yarıyı çalkantılı bir süreçten sağ çıkarak 22 puan ile kapattık. İkinci yarıda 18 maç ve kazanılacak 54 puan var. Biz bu gücümüzle 35 civarı puan alırız ancak o yeter mi işte orası meçhul. Forvet transferini de beklediğimiz şu günlerde Denizli maçına muhtemelen yaser-mbilla ikilisiyle başlayacağız. Bu Denizli'yi parçalayacak inanca sahibiz ancak hakem yada farklı bir şey karşımıza çıkarılmazsa.
Hava yağmurlu olsa bile en az 6000 taraftarın 5 ocakta yerini alacağına inanıyorum. Eğer yağmur olmazsa bu sayı 10 bine çıkar. Bu taraftarın sizin için çektiği cefaya bir karşılık verme zamanı artık Toros Kaplanları...
Vira Adanaspor!
İlk yarıyı çalkantılı bir süreçten sağ çıkarak 22 puan ile kapattık. İkinci yarıda 18 maç ve kazanılacak 54 puan var. Biz bu gücümüzle 35 civarı puan alırız ancak o yeter mi işte orası meçhul. Forvet transferini de beklediğimiz şu günlerde Denizli maçına muhtemelen yaser-mbilla ikilisiyle başlayacağız. Bu Denizli'yi parçalayacak inanca sahibiz ancak hakem yada farklı bir şey karşımıza çıkarılmazsa.
Hava yağmurlu olsa bile en az 6000 taraftarın 5 ocakta yerini alacağına inanıyorum. Eğer yağmur olmazsa bu sayı 10 bine çıkar. Bu taraftarın sizin için çektiği cefaya bir karşılık verme zamanı artık Toros Kaplanları...
Vira Adanaspor!
Erasmus Üzerine...
![]() |
| Homo Erasmus olmak dileğiyle :) |
Şu günlerde en çok meşgul olduğum konu ERASMUS. Çünkü halihazırda notlarım iyiyken ve de amacımı müsterih bir adam olmak olarak belirlemişken, Avrupa'ya gitme ve orada unutulmaz bir deneyim yaşama fırsatını da bir an önce elde etmek istiyordum. Bu yüzden özellikle son 2-3 haftadır bu konuya yoğunlaştım.
Bu güzel şehir Adana'yı sevmemin nedenleri
Adana'yı, bu güzide kenti çok seviyorum. Aslında sevmemek için de pek çok neden var ama benim için onların önemi yok :)
Adana'yı niye mi seviyorum?
Yer imlerine eklemelik 10 site
Yer imleri arşivimde pek çok site var ve her 2 ayda bir genel temizlik yapıyorum. Yine de sağlam kalan iyi siteler mevcut. Bir göz atın sizde, işinize yarayan elbet çıkar...
Müzik indirmek için yabancı bir site; kbps, boyut, süre vs. filtrelere ayırarak en iyisine ulaşabiliyorsunuz.
http://www.mp3skull.com/ (DNS değiştirmeden giriş mümkün değil)
Kısa videolarınıza vs. eklemek için ses dosyaları arıyorsanız bu site tam sizlik
http://www.freesound.org/
Emo'ca konuşmak isterseniz çok iyi bir uygulama :)
http://www.ismailaydogan.com/emo/
Çoğu zaman kullanma ihtiyacı hissettiğimiz HTML özel kodları için:
http://xmlci.blogspot.com/2008/10/html-zel-karterlerinin-kodlar.html
Bir şarkı var dilinizde melodisiyle, ama adını mı unuttunuz? Bu sitede mırıldanın, o size bulacaktır :)
http://www.midomi.com/
Bir yazıyı konuşmaya çevirmek için ideal bir site
http://www.acapela-group.com/text-to-speech-interactive-demo.html
Biraz gülmek isterseniz;
http://www.hssktr.be/
http://www.cezmikalorifer.com/
http://www.alkislarlayasiyorum.com/
http://www.facebook.com/Paylasman
Müzik indirmek için yabancı bir site; kbps, boyut, süre vs. filtrelere ayırarak en iyisine ulaşabiliyorsunuz.
http://www.mp3skull.com/ (DNS değiştirmeden giriş mümkün değil)
Kısa videolarınıza vs. eklemek için ses dosyaları arıyorsanız bu site tam sizlik
http://www.freesound.org/
Emo'ca konuşmak isterseniz çok iyi bir uygulama :)
http://www.ismailaydogan.com/emo/
Çoğu zaman kullanma ihtiyacı hissettiğimiz HTML özel kodları için:
http://xmlci.blogspot.com/2008/10/html-zel-karterlerinin-kodlar.html
Bir şarkı var dilinizde melodisiyle, ama adını mı unuttunuz? Bu sitede mırıldanın, o size bulacaktır :)
http://www.midomi.com/
Bir yazıyı konuşmaya çevirmek için ideal bir site
http://www.acapela-group.com/text-to-speech-interactive-demo.html
Biraz gülmek isterseniz;
http://www.hssktr.be/
http://www.cezmikalorifer.com/
http://www.alkislarlayasiyorum.com/
http://www.facebook.com/Paylasman
Tutmayacak İddaa Kuponları
Şu hayatta öğrendiğim bir gerçek var ki, benim iddaa kuponumun tutma olasılığı, ay tutulması olma olasılığına eşdeğerdir. Yılda 2 kere ya tutar ya tutmaz.
E ben de bu eşsiz yeteneğimi kullanarak ciddi bir şekilde kuponlar yazıp burada sunacağım, siz bu yazıyı muhtemelen aylar, belki de yıllar sonra okuyacağınız için maçların sonucunu ve tutup tutmadığını da merak edeceksinizdir. Bu yüzden kuponun sonucunu da bu yazıya ekleyerek yazmış olacağım.
İşte 15.01.2012 tarihli iddaa kuponumu, Adana'da sabah ezanını dinlerken paylaşıyorum :)
KOD MAÇ TAHMİN ORAN
233 Ordu-İBB Handikaplı 0 3.40
260 Fiorentina-Lecce Hand. 1 1.95
265 Trabzon-Samsun Hand. 1 1.80
278 Kasımpaşa-Buca 1 1.70
20.2 katı kazandırıyor. 10 liralık oynasan 190 lira kârın oluyor. Ama önce üstte yazının başlığını oku :)
E ben de bu eşsiz yeteneğimi kullanarak ciddi bir şekilde kuponlar yazıp burada sunacağım, siz bu yazıyı muhtemelen aylar, belki de yıllar sonra okuyacağınız için maçların sonucunu ve tutup tutmadığını da merak edeceksinizdir. Bu yüzden kuponun sonucunu da bu yazıya ekleyerek yazmış olacağım.
İşte 15.01.2012 tarihli iddaa kuponumu, Adana'da sabah ezanını dinlerken paylaşıyorum :)
KOD MAÇ TAHMİN ORAN
233 Ordu-İBB Handikaplı 0 3.40
260 Fiorentina-Lecce Hand. 1 1.95
265 Trabzon-Samsun Hand. 1 1.80
278 Kasımpaşa-Buca 1 1.70
20.2 katı kazandırıyor. 10 liralık oynasan 190 lira kârın oluyor. Ama önce üstte yazının başlığını oku :)
Anılar, Anılar, Şimdi Gözümde Canlandılar | 1. Bölüm
Anılar, Anılar, Şimdi Gözümde Canlandılar | 1. Bölüm
Hatırlayabildiğim en uzak anım hangisi diye baya bir çaba sarfettim ve zihnimin derinliklerinde en diplerde yer alan şeylerden birisini buldum: Anneannemin evinin damındaki salça kokusu
Çocukluğum çok ilginç geçmiş, bunları zaman zaman farklı yazılarda aktaracağım ancak mademki konumuz en uzak anım, o zaman bu salça kokusu benim için en kaydadeğer anı olarak kalıyor. Adana'nın en eski ve pis mahallelerinden birisi olan gülbahçesi, meydan civarında yaşamış zamanında bizim rahmetli anneanne. Biz de tuttuk annemizin elinden gittik bilinmedik mekanlara... Evlerin arasında boşluklar onar santimetre, karşılıklı 2 ev arasından bir tane arabanın geçmesi için amma uğraş vermesi gerekiyor ki hele bir de birisi arabasını parketmişse vay o yola düşenin haline... Bu fobinin adı nedir bilmiyorum ancak bende fena bir şekilde var; bir yerden çıkamama korkusu. Bu asansörde geçerli değil, genellikle sokakta arabayla giderken ne geri dönebilirsin ne de ileri gidebilirsin ya, hah işte o an beni benden alıyor, içten içe sinir krizi geçiriyorum. Bir de parklardaki kaydırakların silindir şeklinde ve üstü kapalı olanları var ki hiç sormayın. Ona girmeyi bırakın, dışardan ona bakıp içinde olduğumu ve çıkamadığımı hayal edip ağladığımı bilirim.
Her neyse konu dağıldı, işte o mahalledeki evlerden birinde rahmetli oturuyormuş. Ev sanırım 3 katlıydı, tuvaleti ortalık yerde, öyle bir yerde ki işinizi görürken manzaraya karşı görüyorsunuz böyle bir atmosferi dünyanın başka yerinde bulamazsınız :) O evin damında ve diğer çoğu evin damında genelde salça festivali tarzında bir bayram olurdu ve her ev anası bir biber salçası yapar damında kuruturdu. O kurumuş biberin tipinden de kokusundan da şeklinden de nefret ederdim hatta şu anda bunları yazarken o anlar yine aklıma geliyor ve o biberlerin burnumdan girip ağzımda süzülen kokusu şu anda aynı etkiyi gösterebiliyor. Belki de sırf bu sebepten dolayı ağzıma 16 sene biber sürmedikten sonra bir akşam biberi deneyip sonrasında her akşam yemeğinde ister hale geldim. Belkisi yok kesin öyle :)
Bu anım böyle bir şey işte, ha ne kadar uzak diye soracak olursanız da, sanırım 3-4 yaşlarımdan itibaren başlayan ve 8-9 yaşıma kadar devam eden bir süreçten bahsedebiliriz. Daha anlatacak çok anım var, bunu başlangıç olarak görüp önümüze bakalım.
Vira :)
Hatırlayabildiğim en uzak anım hangisi diye baya bir çaba sarfettim ve zihnimin derinliklerinde en diplerde yer alan şeylerden birisini buldum: Anneannemin evinin damındaki salça kokusu
Çocukluğum çok ilginç geçmiş, bunları zaman zaman farklı yazılarda aktaracağım ancak mademki konumuz en uzak anım, o zaman bu salça kokusu benim için en kaydadeğer anı olarak kalıyor. Adana'nın en eski ve pis mahallelerinden birisi olan gülbahçesi, meydan civarında yaşamış zamanında bizim rahmetli anneanne. Biz de tuttuk annemizin elinden gittik bilinmedik mekanlara... Evlerin arasında boşluklar onar santimetre, karşılıklı 2 ev arasından bir tane arabanın geçmesi için amma uğraş vermesi gerekiyor ki hele bir de birisi arabasını parketmişse vay o yola düşenin haline... Bu fobinin adı nedir bilmiyorum ancak bende fena bir şekilde var; bir yerden çıkamama korkusu. Bu asansörde geçerli değil, genellikle sokakta arabayla giderken ne geri dönebilirsin ne de ileri gidebilirsin ya, hah işte o an beni benden alıyor, içten içe sinir krizi geçiriyorum. Bir de parklardaki kaydırakların silindir şeklinde ve üstü kapalı olanları var ki hiç sormayın. Ona girmeyi bırakın, dışardan ona bakıp içinde olduğumu ve çıkamadığımı hayal edip ağladığımı bilirim.
Her neyse konu dağıldı, işte o mahalledeki evlerden birinde rahmetli oturuyormuş. Ev sanırım 3 katlıydı, tuvaleti ortalık yerde, öyle bir yerde ki işinizi görürken manzaraya karşı görüyorsunuz böyle bir atmosferi dünyanın başka yerinde bulamazsınız :) O evin damında ve diğer çoğu evin damında genelde salça festivali tarzında bir bayram olurdu ve her ev anası bir biber salçası yapar damında kuruturdu. O kurumuş biberin tipinden de kokusundan da şeklinden de nefret ederdim hatta şu anda bunları yazarken o anlar yine aklıma geliyor ve o biberlerin burnumdan girip ağzımda süzülen kokusu şu anda aynı etkiyi gösterebiliyor. Belki de sırf bu sebepten dolayı ağzıma 16 sene biber sürmedikten sonra bir akşam biberi deneyip sonrasında her akşam yemeğinde ister hale geldim. Belkisi yok kesin öyle :)
Bu anım böyle bir şey işte, ha ne kadar uzak diye soracak olursanız da, sanırım 3-4 yaşlarımdan itibaren başlayan ve 8-9 yaşıma kadar devam eden bir süreçten bahsedebiliriz. Daha anlatacak çok anım var, bunu başlangıç olarak görüp önümüze bakalım.
Vira :)
Müsterih Adam |
İnsan her anını doyasıya yaşamak, zevkini çıkarmak, eğlenmek, gezmek tozmak, para kazanmak, sevdiği ve sevdikleriyle birlikte olmak, kısaca mutlu olmak ister. Kimi zaman en sevdiği arkadaşlarıyla hiç sıkılmadan takılmak, kimi zaman sevdiği kızla birlikte sinemaya gitmek, kimi zaman annesinin gülümseyen yüzünde kendini bulmak,kimi zaman da babasının kollarında kendini kaybetmek ister.
Sabah kalktığında güne müthiş bir huzurla başlamak, akşamında halı saha maçına, haftasonu da tuttuğu takımın maçını izlemeye gitmek ister. Bazen bilgisayarına yeni indirdiği oyunu oynamak ister, bazen ise en sevdiği şarkıları arka arkaya dinleyerek kendinden geçmek...
Sabah kalktığında güne müthiş bir huzurla başlamak, akşamında halı saha maçına, haftasonu da tuttuğu takımın maçını izlemeye gitmek ister. Bazen bilgisayarına yeni indirdiği oyunu oynamak ister, bazen ise en sevdiği şarkıları arka arkaya dinleyerek kendinden geçmek...
İşte hayatta insan bunları ve daha pek çok şeyi ister. Peki ya sahip olabilir mi? Bu mutluluğa, bu rahatlığa erişebilir mi? Hatta erişmekle kalmayıp daha fazlasını isteyebilir mi?
Bu sorulara cevap arayan ben, bu amacıma, müsterih bir adam olma amacıma ulaşmam için izleyeceğim yolları siz saygıdeğer insanlarla paylaşma gereğini hissetmemden mütevellit zat-ı alinize münakaşayı cezvetme müteşebbisine maruz kaldım (Noluyo lan bana :D) . Kısaca, müsterih olmayan, ama olmaya çalışan ben, bu yolda neler yaptığımı bu blogdan yazıyor olacağım. Tabi arada sayısız alakasız bilgi de gezip duracak.
Her neyse, lafı döndürdüm dolaştırdım ve artık finish point'e gelmiş bulunmaktayım. Önümde bir lcd ekran monitör, önünde vivident xylit storming sakız, yanında Adana otobüs kartı kentkart, hemen sağ çaprazında her zamanki gibi yatan bir iddaa kuponu, onun önünde bir nokia telefon, ve onun karşısında da ben. Bu kadar :)
Müsterih Adam was here.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)









