Translate

27 Eylül 2013 Cuma

Eylül

eylül dalgalarının kokusu,
hüsran gün yüzüne çıkıyor ufaktan
ufuktan.
bir martıyı kovalıyor aydınlık
rüzgar taşıyor martıyı
dalgalar saklıyor.
dalga mavi,
gök boğuk
gök mavi
martının olduğu her yer
şimdi

aydınlık sanki

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Gösteriş

İnsanız hepimiz, hatalarımız az çok var,
Affola.
Lakin bazıları var ki şu hayatta; onlar kişiliğini yokluğa satmış, yalanlarla dolu sahte sürekliliklerini idame ettiren, kıçını pohpohlamaktan öteye gidemeyen, basit, çok basit ve sıradan, gereksiz ve ahmakça, ve umursamazca yaşıyor olanlar.

İnsanlık, yalanı her zaman sahiplenmiş; hem bir çıkar yol, hem de kurtarıcı olarak benimsemiştir kendi özünde. Ancak bu "yalan", sadece dilde olan yalanla sınırlı değil. Yalan; düşüncede ve fikirde başlayan, dışavurum ve davranışa aksettirmenin ardından görüntüde vuku bulan bir eylemsel soyutluktur. Hem bir eylem olup hem de soyutlukta var olmasıysa insanın ne kadar gerçeklikten uzaklaştığının farkındalığı açısından güzel bir sonuç.

Bir insan, özellikle günümüzde, öyle yanlış bir biçimle eğitilir ki, gerçeklikten ve doğrudan uzak her türlü koruyucuyu bünyesinde barındırır vaziyette ve görüntüde, kendisinin aynısı olan, yalan ve karanlık bedenlerin arasında hapsolmuş bir şekilde ilerler.
Sahtelikler duvarıdır onun artık,
Yalanlarsa kalkanı.

Artık öyle bir noktaya gelmiştir ki, yaşadığı hayat kendinin değil yalanlarının hüküm sürdüğü bir serseri bedene dönüşmüştür, farkında olmadan. O sahtelikte kaybolur ruhu, alışır buna, onun içinde yok olmaya, yalana. Kendisini temsil eden şeyler artık fikri, düşüncesi ya da davranışları değil; sahip olduğu göstermelikler, yalancıklar ve kurmuş olduğu dümdüz ve sahte olan hayatıdır. Artık kendisi, üzerinde taşıdığı materyallerin içinde yaşayan, onlar tarafından korunup, kendisini onların temsil etmesini isteyen kocaman bir yalandır.
O kadar acizdir ki; üzerine giydiği kıyafetin, koluna taktığı saatin, ayağındaki -sırf etiketi pahalı- diyerekten Avrupa'lı bir kapitalist italyan firması malı ayakkabısının, sırf popüler kültürün bir ürünü olan iPhone ya da "pahalı olan herhangi bir telefon" zırvasına kendisini kaptırıp onlara sahip olmak ve sırf o arkadaki elmayı oturduğu mekanda gösterebilmek için aldığı telefonunun,  ki aynı zamanda kontörlü hattı vardır ve arkadaşını ödemeliden arar bu şahıslar, sosyal insan imajı vermek için telefonuna foursquare yükleyip her gittiği yerde - sanki milletin çok da sikindeymişcesine- check-in yapıp 2-3 kelimeyle onu süsleyen, bununla da kalmayıp bu check-in'leri beğenen kişi sayısının çokluğundan haz alıp tatmin olan ve egosunun himayesinde yaşayan, insanlar tarafından beğenilmek, yüceltilmek ve asla ezilmemek için var gücüyle bu sahte, bu gösteriş abidesi hayatın pençelerine tutunan insancıklardır onlar...

Onlar dediğime bakma, sen de onlardansın, hatta çevrendeki herkes onlardan.
Sadece etiket telaşı, sadece gösteriş.

Herkesin derdi bu olmamış mı hayatta?
Aslında bir dönüp baktığında, ne gerek var ki bunlara?


Özüne dönmeli insan...
İşin özü aslında şu;
Madem yeni bir dünya kuramıyoruz, bari kendi dünyamızı yeniden kuralım.


14 Haziran 2013 Cuma

Resimler Çizerdim Günbatımında

Gördüğün üzereyim;
Kirli, pasaklı
Yorgun.
Sokaklarında üstüne bastığın izmarit,
Sigaranda söndürdüğün izmarit,
Külüm o halde;
Bir sirk hayvanı kadar
Özgürüm.
Sanki bir bedduanın gizli öznesiymişim gibi,
Bakma yüzüme,
Sanki bir duadan arınmışım gibi.
Bir dağa yaslanmış çimen,
Bir omuza yaslanmış suret,
Gölgesinde saklanan bir ben
Pusuda, hareketsiz...
Titrese yarılacak tam ortasından,
Dokunsa tutuşacak.
Tutulacak.


4 Mayıs 2013 Cumartesi

Güneş ve Sen

Güneş vardı gün batmadan evvel
Sen vardın
Ve ellerin

Sözüm sanaydı ey sevgili, sadece sana
Lakin titrerken damlalar şafakta, güneşin sonsuz acısıyla
Vururken dalgalara her silkelenişimizde
Ve bir oluşumuzda deli gibi
Sokak sokak, meydan meydan vururdu, gökten, şafaktan

Biz, varoluşumuzun sarhoşluğuyla yürürdük köhne sokaklarda sırt sırta

Oysa sen çok yanlış tanımıştın aşkı;
Ben ki sürgünde bir deli tüfek
Ben ki kavgamda bir avare yürek.
Solmuştum
Susmuştum gölgenin bitiminde
Susmuştum gözbebeğinde...
Sarılırdık bir ayna gibi birbirimize
Ve bir olurduk dört köşeli evimizin merdivenlerinde
Sokak çocukları geçerdi önümüzden
Martılar getirirdi güneşi
Gözlerine.
Ellerini tutabilmekti tek amel
Gözlerine bakabilmekti tek dua
Ve sevişmekti tek günah
Doyasıya, sırılsıklam

Terli vücutlarımızdan akan her damla bir ağıttı sonsuzluğa
Meydan okurduk tüm kahpeliklere varlığımızla
Yokluğa
Ve karanlığa.
Bir güneşti, saçlarının sarısı
Bir güneşti puslu gözlerinin yansıması
Geceler hiç yoktu ondan
Ve sen vardın
Sek ve yek tenlerimiz pare pare,
Avuç avuç,
Oluk oluk süzülürken toprağa
Hiç doğmayacak çocuklar bağışlıyorduk her günbatımında toprak anaya

Sözüm sanaydı ey sevgili, sadece sana
Güneş vardı geceyi aydınlatan
Sen vardın
Ve ellerin.


Çağrı Erorhan