Translate

24 Şubat 2012 Cuma

Kara toprakta bile bitmez...

Bu kara sevdam kara toprakta bile bitmez ama olsun...
Haluk babaa sesine kurban :)



22 Şubat 2012 Çarşamba

Labalabalap Erasmus

Dün Erasmus'un o kolay bölümü olan yazılı sınava girdim. Maşallah ilkokul seviyesinde denilebilecek yığınla soru vardı, ama asıl seçici olan sorular da gün gibi ortadaydı ve baya zorladılar. Çoğu soruya 2. kez göz gezdirme ihtiyacı bile hissetmeden listeninge kadar olan bölümü 50 dakikanın 30. dakikasında bitirdim ve beklemeye geçtim.
Sonra listening bölümü de tahminimce full geçti, son olarak da 40 dakikalık bir writing bölümü vardı ve konu devletlerin interneti kontrol etmesi, bazı sitelere girişi yasaklaması falandı. Kısaca tam benlik bir konuydu ve hemen atladım, çok uzun olmasa da gerekenden fazlasını yazdım, konu hakkında fikirlerimi güzel örneklerle süsledim falan işte 40 puanın 36'sını garanti görüyorum. Bakalım artık yarın da zor kısım olan sözlü sınavı var. Eğer ki beklediğim bir konudan sorarlarsa gerçekten uzun uzadıya konuşabilirim. Fakat eğer bilmediğim bir konu gelirse ne uydururum çok merak ediyorum. Ancak bu akşam tamamen speaking çalışarak kendimi toparlamaya çalışacağım. Sabah da sözlüye giderken bana deli deseler bile kendi kendime konuşurum herhalde :)

Neyse, Erasmus yolunda bir adım daha var. Heyecan yok mu? Elbette var. Ama biz neleri aştık, bunu da aşarız gardaşşş (:

21 Şubat 2012 Salı

Sıcak Yuvaya Dönüş










Güneşli bir günde görmüştüm seni
Üstünde sıcağın gavuru vardı
Bir anda tutuldum aşık oldum ben
Hayatın anlamı, Adana'ydı!







     Ulan yıllardır derdim kendime ben soğuk yerde yaşayamam, bana deniz kenarı lazım, bana sıcak lazım, bana yaz lazım diye. Hakikaten kendimi biliyormuşum ya, bu iç Anadolu'nun gavur soğuğu gibisini bir daha yaşamak dahi istemem. Biz 20 dereceden çıkıp -15 dereceye atladık Eskişehir'e giderek. 5 gün çekilir mi orası? Aslaa! Ama çekmemin 2 nedeni vardı, birincisi oraya gidiş amacım olan gardaşım Adem'in doğum gününü kutlamak, diğeri de 222, Adalar, Barlar Sokağı vb. yerleri gezmekti. İkisine de değdi, fakat soğuk da bana değdi.

       Her neyse soğuk konusu uzaar gider, oradan izlenimlerime gelirsek eğer, Adana insanı nasıl "gardaş, babacan" yaklaşıyorsa, orada da havasından mıdır bilinmez tuhaf bi uzaklık hakim. Aslında buna biz modernlik diyoruz ama Adana'da canciğer yaşayıp orada insanlar arasındaki bu mesafeyi görmek tabiki de garibimize gidiyor. Şehrin neredeyse yarısı öğrenci, geri kalan yerli kesim ise hiç sıcakkanlı gelmedi bana. Adana'lı gibisi yok gardaşş :)





Şehre gelirsek, şehrin yapısı mükemmel! Sokaklar, caddeler, yerleşimler hepsi ama hepsi tamamen düzenli ve müthiş bir şekilde tasarlanmış. Kendimi Mafia 2 oyunundaki caddelerde geziyormuş gibi hissettim çoğu zaman. Trafik konusu da sıkıntı değil, şehrin içinden geçen tramvay her şeye yetiyor. Otobüs hattı ise fazla yok, zaten gereği de yok. Adana'da 70 tane otobüs, minibüs vb. firmalar var, ne işe yarıyorlar? Sadece trafiği kapatmakla kalmayıp üstüne şehrin de düzenini bozuyorlar. Ama Eskişehir'de öyle mi? Değil, ve çok hoş.
Şehir potansiyelinin doruk noktasını yaşıyor, bundan daha ileri gitmesi zor, ama Adana'da bir Eskişehir yaratacak kadar boş, düz ve güzel bir alan mevcut. Umarım bir 20 yıl sonra gurur duyacağımız bir tablo ortaya çıkar Adana'da da.

Taraftar aşığı olarak Eskişehirspor'un da maçını kaçırmadım elbette. Karabükspor ile oynadıkları maça gidip hem "Nefer" hem "EsEs Bando" hem de stadın yapısını gördüm. Kötü diye eleştirdiğim 5 ocak stadından yüz kat daha kötü olan bir stada sahip Eskişehir. Ne kale arkası var, ne açık tribünde bir şekil mevcut, ne kapalı tribün büyük... Hiçbiri ama hiçbiri Adana 5 Ocak Stadı ile yarışamaz bile. Hatta 2 seneye kalmaz Adana'ya bir stad daha yapıldığını bildiğimize göre Eskişehir'in bu konuda baya geride kalacağı kesin gibi gözüküyor. Taraftar konusuna gelirsek, Nefer beklediğim kadar bağırmadı, fakat EsEs Bando'ya kesinlikle hayran kaldım. Evdeyken oturup videolarını izlediğim adamları canlı görmek bile bana yetti. Türk tribünlerinin böylelerine ihtiyacı var, helal EsEs Bando!

Gece alemine gelirsek; 222 abartıldığı kadar varmış harbiden, yalnız fiyatlar çok uçuk, öğrenci şehrinin sömüren tek yeri diyebilirim. Barlar Sokağı da hafif Marmaris'i andırıyor ama tabii ki o kadar olamaz. Canlı müzik yerleri çok hoştu, Nirvana'da dinlediğimiz kemanlı, darbukalı o grup çok iyiydi.
Bize geceleri eşlik eden Meryem, Ceren, Selen ve diğerlerine de buradan teşekkürlerimizi sunalım. Onları da Adanalı yaptık zaten, "gardaş, Sannannee Laan ve Adana yengeç yürüyüşü" Adana'yı hiç görmemiş insanlar için fazlaydı bile :) Devamını artık buraya gelince öğrenirler, zaten Sabancı Cami'den sonrasını 20 dakika izlemeleri yeterli Adana'nın o tanınan "conomsu" kısmının hayatlarında yer edinmesi için...



Eskişehir, nelere sahip olduğunu gösterdin, ama bende fazlası var gardaşşş!! :)
Yine de özleneceksin...

16 Şubat 2012 Perşembe

Eskişeer Zamanı :)

Hayatımın bu kısmına Eskişehir macerasını ekliyorum. Bakalım 5 günlük bölümün hayatıma etkisi ne olacak, ya da hiçbir şey olmayacak mı, ya da ben niye anlatıyosam :)

Adana'nın ter kokusuyla doğru orantılı olan sıcağından uzakta hayatımda ilk kez eksi derecelerde yaşayacak olmanın verdiği bir heyecan da var tabii ki. Her ne kadar kış mevsiminden nefret etsem de birkaç günlük bu gezi fena olmaz herhalde :) Adanaspor'un maçından uzakta olmak ilk kez bu kadar koymayacak bana galiba, ama tam da tribünlerin diriliş maçında, onca video çekilecek maçta yokum ya işte ona yanıyorum... Esgişeğer yaktın beni bre :)



Neyse görelim bakalım, Eskişehir, show me whatcha got!


3 Şubat 2012 Cuma

Sosyal Sitelerde Doğru Seçim

Daha dün gibi hatırlıyorum Facebook'u tvde ilk duyduğum anı
Sosyete diye tabir edilen kesim bağıra çağıra bahsediyor bu siteden
Kendilerini ilah ilan ediyorlar neredeyse
Vira deyip başlıyoruz 2008 yılında Facebook'a. Daha küçüğüz o zamanlar, liseye bile yeni başlamışız belki
O sıralar pek çocuk eline düşmüş değil bu site ama zaman ilerledikçe saçmalıklar burada da baş göstermeye başlıyor.
Yıllar geçiyor, facebook gittikçe daha saçma bir ortam haline dönüşüyor, basit insanların basit egolarını tatmin etme uğruna verdikleri savaşın ev sahibi rolünü üstleniyor.
Bu arada o kadar yeni site türüyor ki, formspring'den connected2.me 'ye omegle'den twitter'a sosyalleşmenin bilgisayar başında olduğu sapkınlık dönemi başlıyor.

Vaktini facebook ve twitter gibi sosyal ağlarda öldüren bir gençlik, ve maalesef tükenen hayatlar var şimdi.
Ve öyle bir yanı var ki , ne facebook ne twitter'ın hiçbir manada insan gelişimine katkısı yok, aksine insanı körelten, zihnini çökerten basit şeylerden kurulu. İnsan ilişkilerini öldürmekle kalmıyor, insanların insanlıktan da çıkmasına neden oluyor...

Bu kadar yazıyı neden mi yazdım?

Çünkü artık bu köreltmelerden tamamen uzak, ve üstüne üstlük seviyeli insanlardan, üniversiteli gençlikten kurulu bir site biliyorum. Ve de bu site benim yıllardır aradığım güzellikte, seviyede ve kalitede bir site.
Keşke bu siteyi zamanında ben kurabilseydim, keşke o kadar erken gelebilseydim şu dünyaya :)

Daha çok meraklandırmaya gerek yok;  Hocam adlı internet sitesinden siz de benim gibi hayal ettiğim bir sosyal mekana kavuşabilirsiniz.
Başlıkta dediğim gibi;
Sosyal Sitelerde Doğru Seçim:
http://www.hocam.com